Ömer Faruk Dere

Şubat 25, 2007, 9:39 pm | ebru üstadları kategorisinde yayınlandı | 4 Yorum

omerbey.jpg 

1973’de İstanbul’da doğdu. Ümraniye Endüstri Meslek Lisesini bitirdikten sonra 1993 yılında Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’ni kazandı. 1997 yılında lisans eğitimini tamamlayan Ömer Faruk Dere, 2001 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk İslâm Sanatları Tarihi bilim dalında yüksek lisans öğrenimini tamamladı.
Prof. Dr. M. Hüsrev Subaşı’dan Hat (meşk 1993-1996), Osmanlı Paleografi ve Epigrafisi, Prof. Dr. Semavi Eyice’den Osmanlı Mimarisi, Prof. Dr. Ara Altun’dan Teknik Resim ve Röleve, Prof. Dr. Muhittin Serin’den Hat ve Süsleme Sanatları Tarihi dersleri aldı. Prof. M. Uğur Derman’dan Hat sanatı tarihi ve pratiği konusunda çok istifade etti. Mimar Sinan Üniveristesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nde cilt ve Tezhip dersleri gören Dere, ayrıca 1996 yılında Hikmet Barutçugil’in hocalığında başladığı ebrû eğitimini 1998 yılına kadar devam ettirdi. 1996 yılında tanıştığı hattat Mehmet Özçay’dan hat dersleri almaya başlayan Dere, bu üstattan sülüs ve nesih yazıları öğrendi.

Eserleri başta 1997’de Uluslararası Ebrû Kongresi Sergisi olmak üzere pek çok ulusal ve uluslararası sergide teşhir edildi. Sanatçının yurt içinde ve yurt dışında özel koleksiyonlarda eserleri bulunmaktadır.

Araştırmacının Hat sanatı tarihiyle ilgili yayınlanmış makalelerinin yanında,”Hattat Hâfız Osman Efendi” adlı bir de kitabı mevcuttur. Halen Sabancı Üniversitesi, Sakıp Sabancı Müzesi’nde uzmanlık göreviyle beraber iki yıldır İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları’nda Ebrû ve Hat Sanatları hocalığı görevini de devam ettirmektedir.

Hikmet Barutçugil

Şubat 25, 2007, 9:30 pm | ebru üstadları kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

hikmet.jpg

1952 yılında doğan Hikmet Barutçugil, 1973 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Uygulamalı Endüstri Sanatları Yüksek Okulu’nda tekstil eğitimine başladı. İlk ebru çalışmalarını öğrenciliğinin ilk yılında tanıştığı hat hocası Prof. Emin Barın’ın teşvikiyle gerçekleştirdi. Kendi kendine sürdürdüğü aralıksız çalışmalar sırasında, geleneksel ebruyu öğrenen Barutçugil, 27 yıldır sürdürdüğü bu sanatı, bir bilim gibi geliştirdi. ‘Barut Ebrusu’ diye bilinen yeni bir ebru türü geliştiren Barutçugil, genellikle kâğıt sanatı olarak tanınan ebruyu çok değişik malzeme yüzeylerine uyguladı. Bir çok müzede eseri bulunan Barutçugil, 4. Ebruzenler Kongresi’ni İstanbul’da yönetti. Kurduğu İstanbul Ebru Evi- Ebristan’da M.S.Ü. Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü’nde ve Avusturya’da eğitim faaliyetini sürdüren Barutçugil bugüne kadar 54’ü yurtdışı olmak üzere toplam 96 sergi açtı.

Mustafa Düzgünman

Şubat 25, 2007, 9:24 pm | ebru üstadları kategorisinde yayınlandı | 2 Yorum

musduzkk.jpg 

Kuşaklar arasında köprü oluşturmuş, bu sanatın yitip gitmesini önlemiştir.

1920 Üsküdar doğumlu olan Mustafa Düzgünman, ebruyu, akrabası olan Necmettin Okyay’dan öğrenmiştir. Bu sanata ilk önemli katkısı, ustasının bulduğu çiçekli ebru tarzını ıslah etmesidir. Papatya ebrusu da onundur. Çamlıca toprağı yanında bazı pigment boyaları da ilk o kullanmıştır. Bu sayede Türk Ebrusu’nun kalitesi dünya ebrusu düzeyine yükselmiştir.

Sanayi Devrimi sonrasında el emeği gözden düşünce, birçok sanat dalıyla birlikte, ebru da tarih sahnesinden silinmenin eşiğine gelmişti. Mustafa Düzgünman bu kötü gidişe tek başına direndi ve İnançla üretti. Bu sayede, Türk Ebru Sanatınının geleneksel tekniği ve bilgi birikimi, arada bir kopukluk olmadan, yeni kuşaklara aktarılmış oldu. Düzgünman’ın büyüklüğü asıl bundandır.

Necmettin Okyay ile Mustafa Düzgünman arasındaki diğer ebru ustalarının adları şöyledir:

Abdulkadir Kadri Efendi (1875 – 1942), Sami Bey (Okyay) (1910-1933), Sacit Okyay (1910-?)

Necmettin Okyay

Şubat 25, 2007, 9:17 pm | ebru üstadları kategorisinde yayınlandı | Yorum bırakın

necmettin.jpg 

Hatip Mehmet Efendi’nin bulduğu tekniği geliştirip, çiçek figürü yapamyı başaran sanatçıların en başarılısı Necmettin Okyay’dır.

Hatip Mehmet Efendi’den yaklaşık bir asır sonra doğmuştur. Ustalarının yaptıklarını, bir fotokopi makinası gibi taklit etmek ona göre değildir. Hatip Mehmet Efendi’de olan yaratma dürtüsü onda da vardır. Ustasının izini sürdürerek, soyut şekillerden, lale, karanfil, sümbül vb yapımına geçmeyi başarmıştır. Akkase tekniği de onundur. 

Ayrıca, ömrünün son yıllarına dek deneylerini sürdürmüş ve kitre yerine başka kıvam artırıcı maddeler araştırmıştır. Buldukları arasında saf sahlep, ezilmiş ayva çekirdeği ve çemen vardır.

1883 İstanbul doğumludur. Ebruculuk dışında mürekkepçilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, mücellitlik, hattatlık da yapmıştır. Bu yüzden kendisine ‘hezarfen’ denilmektedir. Önce Medresetül Hattatin’de, Cumhuriyet sonrası da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretmenlik yaparak, sayısız ebrucu yetiştirmiştir. 1976’da ölmüştür.

Hatip Mehmet Efendi ile Necmettin Okyay arasındaki diğer ebru ustalarının adları şöyledir:

Şeyh Sadık Efendi (? – 1846), Edhem Efendi (1829 – 1904), Salih Efendi (bilgi yok), Sami Efendi (1838 – 1912), Şeyh Aziz Efendi (1871 1934).

Necmettin Okyay, ebruculuğu Edhem Efendi’den öğrenmiştir.

Hatip Mehmet Efendi

Şubat 24, 2007, 12:00 pm | ebru üstadları kategorisinde yayınlandı | 1 Yorum

Figüratif ebru yapma tekniğini geliştirip, ilk uygulayan odur.

Yaşamı hakkında ayrıntılı bilgiye sahip değiliz. Hatip Mehmet Efendi 1700’lü yıllarda yaşamış. Doğum tarihi bilinmez. Evi Hocapaşa semtindedir. Ayasofya Camii’nin hatibidir. Ünü, din görevlisi oluşundan değil, ebrucu oluşundandır. İyi bir ustadır. Bu sanatı Şebek mahlaslı ebru ustasından öğrenmiş olabilir. Gelenekçi değil, yenilikçidir. Yaratıcı ve araştırıcılığı onu, ebru araçlarını ustasından farklı kullanmaya götürür. Boyaları fırçayla atmak yerine, iğne ucuyla su yüzüne indirir. İç içe halkalar şeklinde açılan bu boyalara aynı iğne ucuyla müdahale eder. Soyut da olsa, figür üretmeyi başarmıştır.

Böylece figüratif ebru tekniğinin mucidi olur.
Takvimler 1773’ü göstermektedir. Hocapaşa’daki evinde yangın çıktığını haber verirler. O saatlerde Ayasofya’da, görevi başındadır. Deliler gibi koşturur. Telaşı, eviyle birlikte ebrularının da yok olup gitmesi korkusundandır. Yanan ahşap evin içine dalar, kurtarmak istediği ebruları ile birlikte yanar ve ölür.
Birkaç orijinal işi gelebilmiştir günümüze. Bir de geliştirdiği tekniği.

Gelmiş geçmiş en büyük ebrucu odur.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.
Entries ve yorumlar feeds.